Son yıllarda mevsimsel dengesizlikler ve su kaynaklarındaki azalma, uzmanların dikkatini çekiyor. Kocaeli Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Uygulamalı Jeoloji Anabilim Dalı’nda görevli Dr. Özge Can Ataş, iklim değişikliğinin etkilerine ve su kaynaklarının karşı karşıya olduğu tehlikelere dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Ataş, küresel ısınmanın temel nedenlerini açıklarken, insan faaliyetlerinin bu süreci hızlandırdığına dikkat çekti.
Hidrojeoloji, yer altı ve yüzey suları ile jeotermal enerji gibi alanlarda çalışmalar yürüten Dr. Ataş, iklim krizinin artık görmezden gelinemeyecek bir noktaya ulaştığını ifade etti. Kısa vadeli hava olaylarının meteorolojik döngülerle ilişkili olduğunu belirten Ataş, uzun vadeli değişimlerin ise iklimin karakterini tanımladığını vurguladı.
“İnsan eliyle hızlanan bir krizle karşı karşıyayız”
İklimi tanımlamak için sıcaklık, yağış ve buharlaşma gibi meteorolojik verilerin uzun yıllar boyunca incelenmesi gerektiğini belirten Ataş, bu verilerdeki olağan dışı artış ya da azalışların “anomali” olarak tanımlandığını ve bu durumların iklim değişikliğini gösterdiğini söyledi. Ataş, iklim değişikliğinin nedenlerini iki grupta ele aldı: doğal etkenler ve insan kaynaklı faaliyetler. Güneş patlamaları, volkanik hareketlilik, tektonik olaylar ve okyanus akıntılarındaki değişim gibi doğal süreçlerin geçmişte de etkili olduğunu vurgulayan Ataş, bugün yaşanan değişimin ana tetikleyicisinin ise insan eliyle gerçekleşen faaliyetler olduğunun altını çizdi.
“Paris Anlaşması bir dönüm noktası”
Küresel iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında atılan uluslararası adımlara da değinen Ataş, Paris İklim Anlaşması’nın bu anlamda kritik bir rol üstlendiğini ifade etti. Anlaşmaya taraf olan 197 ülkenin, sıcaklık artışını 2 dereceyle sınırlamak, mümkünse 1,5 derecenin altına çekmek için ortak hareket ettiğini hatırlattı. Türkiye’nin de bu sürece dahil olduğunu söyleyen Ataş, 2053 yılına kadar sıfır emisyon hedefine ulaşılması ve yeşil büyüme politikalarının hayata geçirilmesinin önemine vurgu yaptı.
“Su sıkıntısı büyüyor, 2050’de su fakiri olabiliriz”
Türkiye’nin dört mevsimin yaşandığı nadir ülkelerden biri olduğunu ancak mevsim geçişlerinin belirgin şekilde değişmeye başladığını söyleyen Ataş, özellikle kış kuraklığının artış gösterdiğini belirtti. Kar yağışının azalmasıyla hem yer altı hem de yüzey su kaynaklarında ciddi düşüş yaşandığını ifade eden Ataş, küresel ısınmanın etkisiyle eriyen buzulların tatlı su dengesini bozarak okyanus akıntılarını etkilediğini ve bunun da mevsimsel değişimlere yol açtığını söyledi.
Bu değişimlerin bazı bölgelerde kasırga ve sel felaketlerine, bazı bölgelerde ise kuraklık ve çölleşmeye yol açtığını dile getiren Ataş, Türkiye’de de yağış rejimindeki değişimin ciddi etkiler yarattığını ve kış kuraklığının su kaynaklarını olumsuz etkilediğini belirtti. Bugün kişi başına düşen su miktarının yaklaşık 1.500 metreküp olduğunu söyleyen Ataş, nüfusun 2050 yılında 100 milyona ulaşması halinde bu miktarın bin metreküpe kadar düşeceğini ve Türkiye’nin su fakiri ülkeler arasında yer alma riski taşıdığını ifade etti. Ataş, bu tabloya karşı sürdürülebilir su yönetimi politikalarının geliştirilmesi ve uygulanabilir çözümler üretilmesi gerektiğini söyledi.
“Tarımda modern sulama sistemlerine geçilmeli”
Tarımda kullanılan suyun, toplam su tüketiminin yüzde 70’ini oluşturduğunu belirten Ataş, vahşi sulama yöntemlerinden vazgeçilerek, basınçlı veya damla sulama sistemlerine geçilmesinin zorunlu hale geldiğini söyledi. Tarımda daha az su tüketen ürünlerin tercih edilmesinin de bu süreci destekleyeceğini vurguladı.
Bireysel bilinçlenmenin de en az sistematik çözümler kadar önemli olduğunu dile getiren Ataş, çocukların küçük yaşlardan itibaren su tasarrufu, iklim değişikliği ve çevre konularında eğitilmesi gerektiğini belirtti. Bu nedenle iklim krizi ve suyun önemiyle ilgili konuların okul müfredatına anaokulundan itibaren dahil edilmesi gerektiğini ifade etti.
“Yağmur suyunu geri kazanmak mümkün”
Vatandaşların kendi yaşam alanlarında da etkili önlemler alabileceğini vurgulayan Ataş, evlerin yapısına uygun alanlarda yağmur suyunun toplanarak yeniden kullanılmasının teşvik edilmesi gerektiğini söyledi. Bireysel gibi görünen bu önlemlerin, toplum genelinde önemli katkılar sağlayacağını belirtti.
Son olarak, suyun israf edilmemesi, sürdürülebilir su yönetimi politikalarının benimsenmesi ve uygulanabilir stratejilerin hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Ataş, “Küresel iklim krizine karşı hazırlıklı olmak zorundayız. Aksi halde yalnızca çevresel değil, ekonomik açıdan da büyük kayıplarla karşı karşıya kalabiliriz” uyarısında bulundu.



